Aslı astarı

Elimin hamuruyla bulaştığım top dünyası…

Karpaty maçından önce…

Diyorum ki takım senin takımın, gönül verdin, seviyorsun. İçin gidiyor takım başarısız olduğunda, kıyamıyorsun oyuncuların yüzünün asılmasına. Bir kadın olarak yeni bir ayakkabı ne haz veriyorsa sana yeni alıp üzerine giydiğin her forma da o kadar heyecan veriyor. Hep dövme şu takımı, arada destekleyici bir şeyler yaz diye… Ama olmuyor, olamıyor, benim ruhum her geçen gün daha da kararıyor.

Bugün UEFA’ya tamam-devam maçında uçakta olacağım ve maçı izleyemeyeceğim. O yüzden bir maç öncesi değerlendirmesi yapayım istedim. Muhtemel on biri yazmış gazeteler. Hızlı bir değerlendirme yapıyorum.

Baros, ilk 45 dakikayı sarı kartsız tamamlarsa süper, bütün maçı böyle bitirirse mucize…  (Çok takmış durumdayım bu konuya, itina ile üzerine gideceğim) Serdar Özkan’ı görünce hafif bir iç ürpermesi yaşıyorum, yalan söyleyemeyeceğim. Geçen sene Beşiktaş’ta muhteşem golleri birer birer kaçırdıktan sonra televizyona demeç verip “benim beceriksizliğim” demiş, sonra da “bana beceriksiz diyorlar” diye ortalığı birbirine katmıştı. O gün bugün mimli benim gözümde. Transferinden de hiç memnun değilim, politik olamayacağım.

Arda’mın sağlam psikolojisi en çok 3 hafta dayandı, ufak ufak dağılma sinyalleri başladı bile. Allah bugün kendisine 10 aslan kuvveti versin diyorum, zira Kewell’ın da sakatlığı ile birlikte bu maçın bütün yükü onun omuzlarına binecek gibi görünüyor. Cana’nın ekstra bir marifetini göremedik henüz, Hakan Balta bu sene başka biri gibi oynuyor, Servet ne yazık ki kornerden gol atmaya istekli olduğu istek ve hızda savunma yapamıyor, Ayhan ve Mustafa Sarp’ın da günü gününe uymuyor. Kaledeki Ufuk ise UEFA’ya kalıp kalmayacağımızı belirleyecek bu kader maçında bana ne yazık ki güven vermiyor.

Hepsini toplarsak bugün Karpaty Lviv’i kendi sahasında yenebilir miyiz sorusunun cevabı bende hayır. Savunma ile birlikte orta sahada basmak, Serdar Özkan’a bir deli kuvveti gelmesi, Baros’un aynı anda hem dünyanın en sempatik forveti haline gelmesi hem de Bursaspor maçında Guiza’yı özleten gol kaçırmalarını adrese teslim gollere çevirmesi mümkün müdür? Futbol tarihinde her şeyi gördük, olmaz olmaz elbet. Ancak bizi şaşırtmayacak olan sonuç gelir de UEFA’dan elenirsek takım içi dengeleri ne yönde değişir, konuşulduğu gibi Rijkaard gerçekten gönderilir mi bunlara bakmak lazım.

Türk spor camiasında anlayamadığım mantık şudur: Bugün UEFA’yı geçersen Rijkaard’a güven tazelenecek, istediği 3 transfer gerçekleştirilecek (kaç gün kaldı ki), takım yola bu şekilde devam edilecek. Geçilemezse Rijkaard’la yollar ayrılacak, istenen transferler yapılmayacak, takım  muhtemelen ilk yarının sonuna kadar toparlanamayacak bir kaosa sürüklenecek. Sadece bir maç sonucuna bakarak verilebilir mi bu kararlar? Görmediniz mi şimdiye kadar neyin ne olduğunu? Bu kadar basit mi her şey?

Ben bunları daha fazla düşünüp delirmemek için kısa bir tatile çıkıyorum. Muhtemelen dayanamayıp seyrederim hafta sonu maçlarını ama tatilimi bölmemek adına, memleketim olan Eskişehir’in de Galatasaray’a neler yapabileceği sorularıyla kendimi yormamak adına 3-4 gün de olsa uzak kalmak istiyorum bu soru ve sorunlardan. Dönüşte kaldığımız yerden başlarız. Nasıl olsa her şey daha yeni başlıyor.

Ve cevabını çok merak ettiğim bir soru: Abdurrahim Albayrak’ı çok özleyen sadece ben miyim?

Categories: Aslı Topu Tut - Galatasaray