Aslı astarı

Elimin hamuruyla bulaştığım top dünyası…

Cimbom’a huzur yok

Galatasaray, yine Galatasaray’lığını gösterdi, farklı galibiyet alabileceği bir maçtan 2-0 yenik ayrıldı. Bir taraftar olarak kalemim kırık, ama içimde de çağlayanlar gürüldüyor. Kızgınım, kırgınım, şaşkınım… Beklentin neydi diye sorsanız da şanlı bir galibiyetti diyemem…

Hızlı başladı Galatasaray. Zannedersiniz ki farklı galibiyet için çıkmış. Ama o nasıl bir akıl tutulması, o nasıl bir ayak tutulması ise kalenin karşısında dondurma gibi eriyip gidiyor bütün gol pozisyonları. Henüz 4’üncü dakikada iken öyle bir savunma sarsaklığı gösteriyor ki TV karşısında eriyorum ve benim kahrolmama kıyamayıp açık açık Galatasaray’ı tutan Fenerbahçeli kocama diyorum ki “illa ki gol yiyeceğiz, lütfen atalım”. Ve Galatasaray sağlı sollu gol pozisyonlarını bozuk para gibi harcarken Bursa ilk organize atakta gol buluyor.  Sarsılıyor Galatasaray. Yine de koşuyor ama sadece koşmakla da olmuyor be kardeşim. Kaç tane korner, 16’dan sonra saymayı bıraktım, biri bile ciddi tehlike olmaz mı, çoğunda Bursa savunması çok ciddi açıklar verirken hem de. İlk yarının son saniyesinde Volkan Şen’in elle oynamasını hakem görmezden gelince “eh bir sarı kart çıkmalı” diyerek üzerine yürüyor bizimkiler ve piyango Ayhan’a vuruyor. İkinci yarı yine aynı, yine kaçan milyon pozisyon, Leo Franco’ya seyrettiği yerden oh dedirtecek bir ikinci gol ve hüsran…

Bir teknik ekip, bir yönetim nasıl bir disiplin acizliğindedir ki oyuncuların maç içinde bu kadar küstah ve arsız olmalarına göz yumar? Baros’un maçın başından itibaren hakeme terslenmelerini görünce “45 dakika bari kart görme adam” dedim. Niye 90 demezsin ki? Adam ilk yarı bitmek üzereyken hakeme iki kere omuz atarak zorla sarı kart göstertti kendine. Baros ayarında bir oyuncu ve bu hareket nasıl açıklanabilir? Ah, istemem bu takımın başına Fatih Terim’i, ama olsaydı da kenarda Emre’ye giriştiği gibi bir girişseydi Baros’a, nasıl eriyecekti içimin yağları. Ayhan, Kewell, Elano, Baros, hepsi efelikten aldı sarı kartlarını, bravo. Oyna deyince ayağımız gitmesin ama dayılıkta şampiyon olalım haydi bakalım.

“Ligi Türk kalecilerle tamamlayacağız” diye tutturdu Adnan Polat. Biz yabancı hayranlığını bırakalı çok oldu sayın Polat, ama bunlar nasıl kaleciler sizin içinize siniyor mu? Elin Türk Onur’u Ashley Cole penaltısı kurtarıyor, Fenerbahçe’yi şampiyonluktan ediyor, seninki üzerine gelen 3 topun ikisini içeri alıyor. Sen de daha hala ahkam kesiyorsun yerli malı yurdun malı diye… Nerede senin yeni transferlerin? Pino’nun yüzünü görmedik, Cana geldiği gibi yok oldu, yiğit Serdar ortada yok, Ali Turan da Sabri yok diye oynuyor ve Sabri’ye zamanında saydığım her şeyi bana lokma lokma yediriyor.

Bursa için söyleyecek fazla bir şey yok. Geçtiğimiz seneki sempatisini kaybetmiş gibi göründü bana. Ama yine hızlılar, yine kanatlardan bindiriyorlar, yine dört dönüyorlar saha içinde. Bir de Insua oynasaydı ne olurdu düşünmek bile istemiyorum.

Galatasaray’da bütün bunların sorumlusu bence yönetimdir, teknik ekiptir. Bu kadar iyi oyuncuların hepsi bir anda bu kadar ruhsuz, mutsuz top kovalayıcılara dönüşmüşse burada oyuncuları fazla suçlamak gelmez benim içimden. Ben takımımın her maçına içim çekilerek oturuyorsam bana da yazıktır. Artık bir şeyler olsundur, yoksa Galatasaray bu sene ilk üçe girmediğinde şaşırmamakla birlikte küme düşerse de şoka girmeyeceğimdir. 

 

Categories: Aslı Topu Tut
Kurter
Tarihimizin en kötü lig açılışını yaptık ve geleceğe dönük hiç bir ümit kırıntısı bile yok… Geçen sezon en iyi açılışımızda zor zahmet 3. olduk. Bu sene için bir şey demeye dilim varmıyor…

Adnan Polat duruma el koyup takımı bir an önce toparlamazsa kendisi için de takım için de çok zor günler kapıda…
23 Ağustos 10 at 11:12
Aslı
Açılışında değilim ben… En iyi açılış yaptığımız geçen sene ne hale geldiğimizi de gördük… Takımdaki ruhsuzluk, mutsuzluk, umutsuzluk bitiriyor benim bütün ümitlerimi…
El koymak demişsin… Belki de artık Adnan Polat’a el koymak gerekiyordur, ne dersin :))
23 Ağustos 10 at 22:19