Aslı astarı

Elimin hamuruyla bulaştığım top dünyası…

Üç nokta…

Gönülsüz sevişmeden sakat çocuk doğar, kadın olarak bilirsin… O yüzden gönlü sende olmayanı tutmazsın yörüngende, yol verirsin gider, bilirsin ki seninle olmak isteyen her daim daha evladır…

Keşke bıraksaydık da gitseydi Hiddink…

Kadın olarak sen de sporcunun zeki çevik ve ahlaklısını seversin. O yüzden için almaz milli takım formasıyla maça çıkmış adamı ıslıklayan taraftarı, kimin taraftarı olursa olsun… Aynı senaryonun İstanbul’un diğer statları versiyonlarını da bilirsin üstelik.

Keşke gerçekten Anadolu’da, milli takımın kıymet gördüğü bir yerde olsaydı maç…

Milli takım dediğin, kutsal saydığın o takıma kaptanlık yapan kişinin taraftara gelip bi susun a… k…., a… s…, o…nun evlatları şeklinde saydırmasını yediremezsin. (Digiplus işe yarar gerçekten)

Keşke milli takım kaptanlık sıfatına yakışan bir kaptanımız olsaydı…

Maç yorumlarını taraftar kavgasına çevirip olayı bir Fenerbahçe-Galatasaray kavgasına yine çevirmeyi başaran taraftar müsvettelerini izlersin yine için ezilerek…

Keşke bu 11’in MİLLİ takım olduğunu izleyenler de oynayanlar da anlayabilseydi… Keşke daha medeni, daha sportmen bir ülkemiz olabilseydi…

Herkes ayrı bir tel tutturmuşken bir haber alırsın, gözlerin dolar, için titrer… Ölümden başka her şey yalan bilirsin… Konu yine bir top peşinde koşan 22 kişi oluverir senin için birden…

Keşke milli takım 10 yeseydi de CEM EMİR sağ çıksaydı…

11 Kasım 2011 at 23:52 - Yorumlar

Önce adam olun…

Sevgili takımıma yönelik kızgınlığımı, kırgınlığımı bilenler bilir… Sevgiliye kırılırsınız, ya da bir dosta. Ama çook uzun zamanlar kendisinden beklenti içinde olduktan, bu beklentiyi defalarca belirttikten  sonra… Sonra vazgeçersiniz birden, o saatten sonra istediğiniz şey yapılsa da çok kıymeti kalmamıştır artık. Yapılması hoşunuza gider, ama yapılmasa da umurunuzda değildir. Sizi gerçekten inandırması, bunun için çok uğraşması lazımdır artık…

Böyle bir hal almıştı benim sevgilimle (sarı-kırmızı olan) olan gönül bağım. Kırgındım birçok şeye, birkaç yıldır içimde biriken. Ama taraftar tarafım da kayıtsız kalamıyordu yapılan transferlere, yoğun çabalara… Mustafa Sarp ve Barış Özbek’in satılması ile yüreğimde yumuşamanın başladığını itiraf etmeliyim. Bu listeye Gökhan Zan’ın da dahil olmasını istemekle birlikte her taraftar gibi yeni sene, yeni başlangıç diyerek primini biraz daha artırdım kalbimde güzide takımımın…

Fatih Terim benim gönlümdeki isim değildi. Ama takımdaki ruhsuzluktan, disiplinsizlikten çok bunalmış bir insan olarak “Fatih Hoca gelsin de şunlara bir girişsin” demedim değil… Peşpeşe sıralandığında ilgi uyandırmaması imkansız bir transfer yüklemesiyle seneye başlayan Galatasaray’ı  her şeye rağmen ümitle izlemeye başladım dün gece… (devamı..)

12 Eylül 2011 at 14:48 - Yorumlar

Galatasaray’lı olmam utanç duymama engel değil!

Türk dizilerinden haz etmem. Law & Order Special Victims Unit adlı diziye bağımlıyım. (Hukuk ve Düzen: Özel Kurbanlar Birimi) 40 kişiyi hunharca öldüren cani bir katilin yargılanma sürecinde yaşanan en ufak bir soruşturma yanlışlığı sebebiyle davasının düştüğünü, o caninin elini kolunu sallayarak dolaştığını izlemişimdir birçok kez. Kanıtın önceden bildirilmemesi, sanığın avukatı olmadan sorgulanması gibi eften püften denebilecek sebeplerle hem de…

 Yeni sezonun ilk bölümlerini seyretmeye başladığım günlerde başlayan Şike Operasyonu’nu bu düşüncelerle izledim hep. “O hukuksa bu ne” diyerek… Emniyetten sızdırılan yalan yanlış bilgiler, var olduğu söylenen ama ortaya çıkmayan deliller gırla gitti hep. Üçüncü gününden itibaren davaya olan inancımı kaybetmiş, Türk insanının artık düşünmeye alıştığı şekilde “acaba bunun altında ne var” diye düşünmeye başlamıştım. Bir sporsever olarak tavrım netti: Bir suç varsa cezası verilmeliydi. Şike varsa, ispatını ortaya koyar cezası neyse verirdin, şikeyi yapana da oh olsundu. Ama öyle saçma bir tiyatro çıktı ki ortaya, her adımla daha da sıvandı ortadaki pislik… Ne şiş yansın ne kebap diyerek böyle bir senaryoyu yönetemeyeceğin baştan belliydi de, elin adamı senin gibi düşünmedi elbet. Adalet kavramı, elinde tartıyla duran gözü bağlı avrat değil batıda…

 Bugün son noktası oldu her şeyin. Bir takım ki şampiyon oluyor. Şike ile suçlanıyor, kendisine deniyor ki “Avrupa’ya gitmeyeceksin ama gel ligde oyna.” Bunu hangi takım, hangi taraftar kabullenir bilemiyorum. Ve bir sporsever olarak içim yanıyor. Gözünü sevdiğim Türk adaleti, sersene delilleri ortaya. Avrupa’ya yollamayacaksan düşürsene ey TFF! Senin ligin değerli değil mi Şampiyonlar Ligi değerliyse? “Sevişirim ama öpüşmem” yapma, “Yetmez ama evet” deme. “Ben seni Avrupa’ya yollamayayım, şimdi gel ligde oyna, ama belki lig sonuna doğru küme düşürürüm ha!.” Fenerbahçeliyi çağırıp “eğil” de diyecek misiniz?

(devamı..)

24 Ağustos 2011 at 20:55 - Yorumlar

Her Alman teknik direktör bir gün kaosu tadacaktır

Aslı Astarı’nın formatı zaman probleminden dolayı değiştirilmiştir. Madem uzun uzadıya maç yorumları yazacak vakit bulamıyoruz o halde bundan sonra olabildiğince kişisel ve minik yorumlara dönüyoruz.

Bugünkü konumuz Beşiktaş’ın Kasımpaşa karşısında 1 puanı kurtardığına şükredecek maç çıkarması. Sene başında ben yapılan transferleri ve bu transferlerle gaza gelip inanılmaz maçlar çıkaran Beşiktaş’ı görünce demiştim ki “bu sene bu işin rengi belli oldu, şampiyonluk gider Beşiktaş’a.” Benim akıllı sevgilim ise dedi ki, “Sabret… Quaresma da sakatlanacak, Guti de… O zaman belli olur Beşiktaş’ın gerçekten takım mı olduğu, ünlülerinin sırtına mı yaslandığı.”

Çok vakit geçmedi. Ligde de Avrupa’da da esen gürleyen Beşiktaş, yıldızlarının sakatlığı ile birlikte tersyüz oldu birden. Yenilgiler üst üste geldi. Daha kötüsü takımda esen panik havasına elle dokunabilmek bile mümkün. (devamı..)

9 Kasım 2010 at 10:22 - Yorumlar

Beşiktaş hız kesmiyor

Beşiktaş yüklendi, Medical Park Antalya direndi, Beşiktaş golleri kaçırdı, Medical Park Antalya tek tük doğan fırsatları değerlendirmeye çalıştı. Beşiktaş’ın sahadaki her oyuncusu tek tek, ayrı ayrı koştu, ama bir Ernst vardı ki bugün sahada, “Beşiktaş’ın konuşulacak yıldızları sadece Quaresma ve Guti değil, ben de varım” dercesine nefis iki asist yaparak Bobo’nun sadece topa dokunmasını sağladı ve maçın kahramanı oldu. Takımıma not: Her sene Beşiktaş’tan bir futbolcu alınacaksa seneye ilk defa hayırlı bir iş yapın ve Ernst’i alın lütfen, bakın Q7, Guti falan istemiyorum. Alırsanız niye diye sormam, ayrı…

Beşiktaş’a imrenmemek elde değil.  Schuster, tam bizim Türk taraftarının özlediği gibi bir takım oynatıyor. Koşan, ileride basan, her topa ayak koyan. İstekli, hırslı. Bir futbol takımı teknik direktörü gibi değil, 12 Dev Adam’ı yöneten Tanjevic gibi. Sürekli müdahale ediyor maça, sürekli değiştiriyor formatı, nefes veriyor takıma. (devamı..)

25 Eylül 2010 at 22:27 - Yorumlar

Durmak yok, yola devam…

Maçın kalp çarpıntıları geçmeden bir şeyler karalamak gerekirdi. Bugün bu maç başlamadan bu skoru tahmin eden, böyle bir farkı bekleyen kimse yoktu sanırım.  Ama 12 Dev Adam öyle bir kenetlenmiş, birbirlerini öyle iyi tanımış, öyle inanmış ki, maçın başından sonuna kadar “acaba mı” sorusunu getirmediler akıllarımıza… İlk periyot sonunda 5, ilk yarı sonunda 15, üçüncü periyot sonunda 26 sayıya çıkan fark daha da artardı ama Tanjeviç de tadını çıkardı ve 12 adamın 12’sini de sahada kullanarak bir nevi vites düşürerek sakince 18 sayı farkla tamamladı maçı. Sonuç olarak hinlik peşinde koşarken basketbol oynamayı unutan iki mavili takımın biri dün, biri bugün boyunun ölçüsünü alarak eve döndüler. İçimiz soğumadı mı? Soğudu elbet!

Savunmada destan yazan milliler, Yunanistan maçında Spanoulis’e nasıl göz açtırmadılarsa üçlüklerinden en çok korkulan, annemin tabiriyle “saçaklı” Gelabele’e de huzur vermeyerek maçı 3 sayıyla tamamlamasını sağladı. Kaan Kural’ın maç sonrası Sinan Güler için yorumu nefisti: “Kalbe saplanan adrenalin iğnesi gibiydi.” Sadece Sinan mı? (devamı..)

6 Eylül 2010 at 09:33 - Yorumlar

Karpaty maçından önce…

Diyorum ki takım senin takımın, gönül verdin, seviyorsun. İçin gidiyor takım başarısız olduğunda, kıyamıyorsun oyuncuların yüzünün asılmasına. Bir kadın olarak yeni bir ayakkabı ne haz veriyorsa sana yeni alıp üzerine giydiğin her forma da o kadar heyecan veriyor. Hep dövme şu takımı, arada destekleyici bir şeyler yaz diye… Ama olmuyor, olamıyor, benim ruhum her geçen gün daha da kararıyor.

Bugün UEFA’ya tamam-devam maçında uçakta olacağım ve maçı izleyemeyeceğim. O yüzden bir maç öncesi değerlendirmesi yapayım istedim. Muhtemel on biri yazmış gazeteler. Hızlı bir değerlendirme yapıyorum.

Baros, ilk 45 dakikayı sarı kartsız tamamlarsa süper, bütün maçı böyle bitirirse mucize…  (Çok takmış durumdayım bu konuya, itina ile üzerine gideceğim) Serdar Özkan’ı görünce hafif bir iç ürpermesi yaşıyorum, yalan söyleyemeyeceğim. Geçen sene Beşiktaş’ta muhteşem golleri birer birer kaçırdıktan sonra televizyona demeç verip “benim beceriksizliğim” demiş, sonra da “bana beceriksiz diyorlar” diye ortalığı birbirine katmıştı. O gün bugün mimli benim gözümde. Transferinden de hiç memnun değilim, politik olamayacağım. (devamı..)

26 Ağustos 2010 at 15:47 - Yorumlar

Cimbom’a huzur yok

Galatasaray, yine Galatasaray’lığını gösterdi, farklı galibiyet alabileceği bir maçtan 2-0 yenik ayrıldı. Bir taraftar olarak kalemim kırık, ama içimde de çağlayanlar gürüldüyor. Kızgınım, kırgınım, şaşkınım… Beklentin neydi diye sorsanız da şanlı bir galibiyetti diyemem…

Hızlı başladı Galatasaray. Zannedersiniz ki farklı galibiyet için çıkmış. Ama o nasıl bir akıl tutulması, o nasıl bir ayak tutulması ise kalenin karşısında dondurma gibi eriyip gidiyor bütün gol pozisyonları. Henüz 4’üncü dakikada iken öyle bir savunma sarsaklığı gösteriyor ki TV karşısında eriyorum ve benim kahrolmama kıyamayıp açık açık Galatasaray’ı tutan Fenerbahçeli kocama diyorum ki “illa ki gol yiyeceğiz, lütfen atalım”. Ve Galatasaray sağlı sollu gol pozisyonlarını bozuk para gibi harcarken Bursa ilk organize atakta gol buluyor.  Sarsılıyor Galatasaray. Yine de koşuyor ama sadece koşmakla da olmuyor be kardeşim. Kaç tane korner, 16’dan sonra saymayı bıraktım, biri bile ciddi tehlike olmaz mı, çoğunda Bursa savunması çok ciddi açıklar verirken hem de. İlk yarının son saniyesinde Volkan Şen’in elle oynamasını hakem görmezden gelince “eh bir sarı kart çıkmalı” diyerek üzerine yürüyor bizimkiler ve piyango Ayhan’a vuruyor. İkinci yarı yine aynı, yine kaçan milyon pozisyon, Leo Franco’ya seyrettiği yerden oh dedirtecek bir ikinci gol ve hüsran… (devamı..)

22 Ağustos 2010 at 22:45 - Yorumlar
Kurter
Tarihimizin en kötü lig açılışını yaptık ve geleceğe dönük hiç bir ümit kırıntısı bile yok... Geçen sezon en iyi…
23 Ağustos 10 at 11:12
Aslı
Açılışında değilim ben... En iyi açılış yaptığımız geçen sene ne hale geldiğimizi de gördük... Takımdaki ruhsuzluk, mutsuzluk, umutsuzluk bitiriyor benim…
23 Ağustos 10 at 22:19

Siz oynadığınızı beğendiniz mi?

Bugün saat 19.30 sularında, evde biri FB’li, diğeri GS’li bir çift birbirini öper ve “Bu sene çekeceğimiz çile için Allah sabır ihsan etsin” der… Bu ikilinin geçmiş sezon açılışlarında “biz şampiyon olacağız, siz nal toplayacaksınız” diye itişmişliği de vardır ve o efsane günleri özleyen ikilinin evinde bu yüzden “yaşasın lig başlıyor” diye bir havadan ziyade “bakalım başımıza neler gelecek” havası hüküm sürmektedir.

Saat 00.30 suları… Evdeki GS’li kös kös klavye tıkırdatırken FB’li ise “acep yarın bizim başımıza neler gelecek” diye kara kara düşünmektedir.

Ceyhun’un Sivas’a geçtiğini öğrendiğim an kara kara düşünmeye başlamıştım zaten. Her nasılsa biz ÇOK büyüklerin kralını getirtip bir türlü oynatamadığımız ortamda geçen sene küme düşmekten zor kurtulan Sivasspor takıma bir Mehmet Nas, bir de Ceyhun Eriş ekleştirip nasıl kükreyen bir takım yaratıyor, kadın aklım henüz bu seviyede futbolu almıyor. (devamı..)

15 Ağustos 2010 at 00:16 - Yorumlar

Maç özeti: Bu kanatlardan çok güzel mangal olur :)

Keyifli başladım dün geceye. Çok özlediğim Erman Toroğlu ve kendisini “bana kuma geldi” diye karşılayan Ahmet Çakar ile birlikte bir hazırlık maçı seyredecektik. Tuncay’ı özlemiştim, Aurelio’yu özlemiştim, Arda’nın sıfırlanmış haline doyamamıştım, daha güzel gece olur muydu?

Lakin gecenin sonunda aklımda kalan tek eğlence sadece yorumcuların geceye kattığı renkli yorumlar oldu.Ligde de gördüğümüz klasik takım ruhu eksikliği damga vurdu maça. Oyuncular birbirlerini hiç tanımıyorlar gibi oynuyorlardı. Hamit beni büyük hayal kırıklığına uğrattı, İsmail Köybaşı da öyle…  (Gerçi ondan büyük şeyler mi bekliyordun deseniz cevap da veremeyeceğim ama neyse) Emre’ye bir şey diyemeyeceğim, zira bulunması gereken yere top bir türlü gelemediği için hep geri giderek top almaya çalıştığından bir türlü oyun düzeni kurulamadı. (devamı..)

12 Ağustos 2010 at 13:44 - Yorumlar